sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Ekim 2012 Salı

Birgün Bir Dizi Seyrettim Hayatım Değişti / Touch

 
Mart 2012 tarihinde ilk defa Amerika'da gösterime giren Touch dizisi İMDb'de 7.8 ratinge ulaştı bile.
 
Baş rolünde 24 serisinden tanıdığımız Kiefer Sutherland    (Martin Bohm)  var. Karısı 11 Eylül olaylarında ikiz kulelerde ölünce, 11 yaşındaki oğlu Jack  ile yaşamaya başlar. Jake hiç konuşmamıştır. Ancak Martin bir süre sonra onun yazdığı rakamları takip etmeyi öğrenince konuşmadan baba oğul anlaşmaya başlar. Bu sefer bir babanın çoçuğundan öğreneceği çok şey olacaktır.
 
 
 
Bu bayramda TV'de Touch maratonu ile karşılasınca hayatım değişti. 12 bölümüde arka arkaya seyrettim.
 
İşte beni etkileyen bölümlerden bazıları...
 
Şablonlardaki matematiksel tasarım gerçeğin arkasına gizlenmiştir. Sadece nereye bakacağımızı bilmek gerekir. Çoğu insanın Kaos olarak gördüğü aslında hareketlerin ince bir çizgide birbirini takip etmesidir. Galaksiler, bitkiler, deniz kabukları şablon gerçeğini yansıtır.  
 
Çin mitolojisinde" Kaderin Kırmızı İpi "adında bir inanış vardır. İnanışa göre;  Tanrı her insanın ayak bileğine kırmızı bir ip takar ve kaderleri birleşecek insanları bu ipler sayesinde birbirine bağlarmış. Bu ip esner, kördüğüm olur fakat asla kopmazmış.
 
 
Bugün 30 milyar e-mail, 19 milyar SMS yolladık, fakat yinede kendimizi yalnız hissediyoruz. Ne komik değil mi???
 
Normal birisi 7.4 bireye 2.250 kelime söyleyecek. Bu kelimeleri incitmek için mi yoksa gülümsetmek için mi kullanacak? Seçiniz bakalım....
 
7 milyon kişi bu ufak dünyada yalnız yaşamaya mahkum. Hassas varlığımızın bile büyük bir gizem olduğunu nasıl anlayabiliriz ki? Belkide evrende yalnız olmak bizi birbirimize bağlıyordur. Bir başkasına küçücük bir şey için bile ihtiyacımızın olmasını sağlıyordur. Senin için, benim için, bizim için. Eğer bu gerçekten doğruysa o zaman hiç birşeyin imkansız olmadığı bir dünyada yaşıyoruz demektir.
 
 
Bu gezegendeki en güçlü canlı türü insan değildir. En hızlısı hatta belkide en zekisi bile değilizdir. Tek avantajımız birbirimize yardım etmek için işbirliği yapabilme yeteneğimizın olmasıdır. Kendimizi bir başkasının benliğinde buluruz ve şefkat, kahramanlık, aşk için programlanmışızdır. Bu şeylerde bizi daha güçlü daha hızlı ve daha zeki yapar. İşte bu yüzden hayatta kalırız. Hatta bu yüzden hayatta kalmayı isteriz.
 
Neden Collaboration / İşbirliğinin gerekli olduğunu savunduğumu anladım. Ateş karıncalarınınn sel esnasında  birbirine yapışarak günlerce su üzerinde kalabilmeyi becerdikleri gibi, biz insanoğluda iş birliği ile yaşamayı öğrenmeliyiz....
 
 
İnsanoğlu fikirlerini paylaşabilmek için birbirine itici bir güçle bağlıdır ve duyabilmeyi arzu ederler. Bu toplum içindeki ihtiyaçlarımızdan biridir. İşte bu yüzden sürekli sinyaller ve işaretler yollarız. Diğer insanlarda da bu sinyal ve işaretleri aramamızın sebebi budur. Her zaman gelecek mesajları bekleriz. Bir bağlantı kurabilme umuduyla..
 
Senden elektrik alamadım diyen evlendirme programındaki yaşlı teyze haksız değil galiba...
 
 

Bugün doğan her bebek göbek bağlarından ayrıldığı anda kendi umutları, hayelleri ve arzuları olan bireylere dönüşürler. Ama aslında her birimiz farklı sistemlerden oluşmaktayız. Bu sistemlerde 60 trilyon hücreden oluşmaktadır. Sınırsız sayıdaki protein, DNA . Yani her birey aynı zamanda bir iletişim ağı gibidir. Her birimiz aslında yaşayan, nefes alan organizmalarız. Beslediğimiz her umudun, kurduğumuz her hayalin, gerçekleştirdiğimiz her tutkunun tahmin edemiyeceğiniz kadar büyük bir etkisi vardır. Bizi birbirimize bağlayan şeyler zaman ve mekanla sınırlı değildir.

Farklı bakış  açılarında insana kaderin cilvesi olarak görünen şeyler bu sıkıca sarılmış bağlardan başka bir şey değildir. Bunca zaman olan olaylar buna bağlıdır. Bu bağlar tamir edilmeyecek bir biçimde yıpransa bile asla ama asla kopmazlar. Ama bazen en önemli bağlantı bulunduğumuz yer ve zamandadır.


 
Kaybolmanın bir çok yolu vardır. Verdiğimiz kararlarla bizi etkileyen olaylarla hatta kendi zihnimizde bile. Peki o zaman sabitleyicimiz nedir? Bizi karanlıktan aydınlığa çıkaracak yol göstericimiz ne olabilir? Ya yol göstericimiz diğer insanlar ise? Hayatımıza uzun yada kısa sürede olsa bir şekilde girebilmiş olanların bize sağladığı ışık asla sönmeyecektir.
 
Yaşadığımız her şeyin bir nedeni oluyor galiba?
 
 
 
 
 
Küresel olaylar esnasında ortak bilincimiz senkronize olur. Hep bir ağızdan gönderilen ortak bir istek, müşterek umut, hafifletilmiş bir korku, bağışlanmış bir hayat. Buna dua denir.
 
Tradeji  veya ortak sevinç zamanlarında, bu tip kısa anlarda düzeni daha az rastgele yapan tek şey müşterek duygusal deneyimlerdir.
 
İki noktanın birbiriyle temas etmesi gerektiğinde evren bu bağlantının gerçekleşmesi için bir yol bulacaktır. Tüm umutlar suya düştüğünde kati bağlantılar asla kopmaz. Bu bağlantılar kim olduğumuzu belirler. Uzay genelinde, zaman genelinde öngörüde bulunamıyacağınız yollar olacaktır. Çünkü doğa her zaman yolunu bulur.
 
 
 
Dünya 7.83 herzlik bir frekansla dönerken bir müzik notası yayar. Ancak bu frekans bilinmeyen bazı nedenlerle bir parça değişime uğrar. Bunun sebebi bazı farazi güneş patlamaları yada atmosferik elektriksel bozulmalardır. Ama belkide bunun daha basit bir açıklaması vardır. Belkide gezegenimizin sesi etrafında dönen 7 milyar ruhun yarattığı müziklerden ve açığa çıkardıkları harmoniden etkileniyordur.
 
Sessizliğin bile bir sesini duyarken, aslında bu dünyada yalnız olmadığımı hatırlayacağım. Bu sadece benim dışımdaki diğer 7 milyar  dünyalı'nın ruhunun çıkardığı sesmiş....
 
 
Bir yılda 31.530.000 saniye var. Bir saniyede 1.000 mili saniye, milyon tane mikro saniye, milyar tane nano saniye. Nano saniyeleri yıllara bağlağan tek sabit şey değişimdir. Atomdan galaksiye kadar tüm evren değişime uğrar. Ama biz insanlar değişimden hoşlanmayız. Ona karşı koyarız, bizi korkutur.Hayali bir duraganlık yaratırız.Dünyanın sabit kaldığına, şimdiki gibi olduğuna inanmak isteriz. Ama bir ana yapışıp kaldığımızda o an çoktan değişmiştir. Her nanosaniye bir öncekinden farklıdır.Zaman bizi gelişmeye, uyum sağlamaya zorlar. Çünkü gözümüzü her kırptığımızda ayaklarımızın altındaki dünya değişir.
 
Değişime direnmek ne olaki?
 


Elektronlar birbirine çarparak reaksiyona girer. İnsanlar çarpışır ve diğerinin yolunu değiştirir. Değişiklik kolay değildir. Çoğunlukla insana zor gelir. Ama belki bu iyi bir şeydir. Çünkü değişiklik bizi güçlendirir. Esnek olmamızı sağlar, bize gelişmeyi öğretir.

Bu dizi seyredince sizin yapmış olduğunuz bir hatanın, aslında hata olmadığını başka birinin hayatını kurtarmak için gerekli olduğunu anlayabiliyorsunuz.

TOUCH benim  bildiğim, inandığım  şeyleri görselleştirdiği için yararlı bir seyir oldu ve içim umut doldu. Tavsiye ederim.

Sevgiler,



Pin It

28 Nisan 2011 Perşembe

Source Code/ Yaşam Şifresi


Yaşam Şifresi / Source Code 2011 ABD
IMDB Puanı: 7.8/10
Tür: Aksiyon, Bilim Kurgu,Gerilim, Gizem
Yönetmen: Duncan Jone
Oyuncular: Jake Gyllenhaal, Michelle Monaghan,Vera Farmiga, Jeffrey Wright,
Müzik: Clint Mansell, Chris Bacon

Colter Stevens bir gün gözünü Chicago'ya giden bir banliyö treninde açar,karşısında ise kendisini çok iyi tanıdığı belli olan Christina vardır.Tuvalete gittiğinde aynaya ve cüzdanına bakınca aslında Sean Fentress adlı bir öğretmenin kimliğini taşıdığını anlar. Kısa bir süre sonra tren havaya uçacaktır. İlk sahne biraz Kaptan Stevens'ın olayı kavraması ile geçer.

Source Code
Kaptan Stevens aslında bir deney'in öznesidir. Beyin hücresi ölümünden sonra 8 dakika canlı kalmaktadır. Deney Kuantum Fiziki, paralel evren teorileri üzerine dayanmaktadır. Kaptan Colter paralel bir evrende öğretmen Sean Fentress gibi davranarak 8 dakika içinde terör saldırısının failini bulmaya çalışır.

Source Code
Jake Gyllenhaal'ın performansı artan bir trend ile finalde zirveye ulaşıyor.Vera Farmiga ise geçen seneki Up In The Air-Aklı Havada filminden sonra bence filmin ikinci en göz dolduran performansı. Bana sadece deneyin mucidi Dr. Ruthledge karakteri pek sakil kalmış gibi geldi, film ile karakteri canlandıran oyuncu arasında doku uyuşmazlığı var.

Source Code
Daha çok dizi metin yazarı olan senarist Ben Ripley ise filmde çeşitli teknik bilgileri kullanmasına rağmen bizim şuandaki bilgi düzeyimiz ile boşluklar oluşmakta. Her 8 dakika sonrasında deney sahasına geri döndüğünde Inception'daki gibi hayal ile gerçek arasındaki farkı anlamak için kullanılan obje bu sefer oyun kağıdı olmuş. Teşekkürler Inception..

Filmin bence arka plandaki ruhunu anlayamazsanız iki ayrı mekan arasında gidip gelmesi ve aynı sahnenin defalarca tekrarlanması ile sıkıcı olduğu düşünebilirsiniz. Özelliklede yeni nesil için . Film 8 dakikalık filmler gibi. Zaten film için bir çok finalın olduğu söylenmekte.


Source Code

Filmin yönetmeni Duncan Jones'un bu ikinci uzun metrajlı filmi. Geçen senede Moon-Ay isimli filmi gösterime girmişti. Asıl adı Duncan Zowie Haywod Jones olan yönetmen David Bowie'nin oğlu. Ancak babasının adını kullanmıyor.

Duncan "Coen Kardeşler ve Tarantino gibi kendi malzemesiyle çalışmayı sevdiğini söylüyor". Geçen sene en iyi çıkış yapan İngiliz yönetmen dahil 11 ödül aldı. Yakın zamanda Tarantino ve Coen Kardeşler arası bir tarz ile Holywood'a damgasını vuracaktır. Takip edilesi bir yönetmen.


Duncan Jones-Source Code

Ben filmdeki üç sahneden çok etkilendim.

Birincisi Kaptan Stevens'in Christina'ya " hayatının son 8 dakikası olduğunu bilsen ne yapardın ?" sorusu beni çok düşündürdü. Ben ne yapardım ??? diye.

Geçen haftalardaki işte kendime mola verdiğim dönemde son zamanlarda ne kadar boş işler ile uğraştığımı fark ettim. İnsan yaşarken fark etmiyormuş. Olayların dışına çıkıp sadece başkasının hayatına bakar gibi kendi hayatına baktığında anlayabiliyorsun. Tek gerçek şimdi mutlu ve neşeli olmakmış. Can Yücel'in dediği gibi

"Ömür Dediğin Üç Gündür,
Dün Geldi Geçti Yarın Meçhuldür,
O Halde Ömür Dediğin Bir Gündür,
O Da Bugündür."

Bence de ömür dediğin şimdidir........

İkincisi filmin finalinde son bir defa olay mahaline gönderilmek üzere Kaptan Stevens'in Goodwin'e sorduğu sorular. " Farklı seçimler yapan Goodwin olmasını istermiydin ?" sorusu.

Source Code

Üçüncü sahne de son 8 dakika'nın nasıl sonuçlanacağını bilmediğinden eğer patlama olacak ise bari insanların gülerken ölmelerini sağlamak için  trende yolcu olan stan-up'çıya para ile herkesi güldürmesi ve öğretmenin aşkını açıklaması....

Hergün hepimiz ne kadar çok yapıyoruz aslında, iyi bir şeyi kendimizden, sevdiklerimizden esirgemeyi....

Hadi hayat dediğiniz sadece şimdi de ne yapmak istiyorsanız hemen şimdi yapın bilinki,

Everthing is gonna be OK.........
Pin It

20 Mart 2011 Pazar

Inside Job

IMDB Puanı: 8.1/10
2010 ABD Yapım
Yönetmen: Charles Ferguson
Oyuncular: Matt Damon, Christine Lagarde,
Daniel Alpert, Dominique Strauss-kahn,
John Campbell, Jonathan Alpert
Müzik: Alex Heffes, Jeff Seelye

Inside Job-Charles Fergusen-Audrey Marrs

Film 83. Oscar ödüllerinde Charles Fergusen ve Audrey Marrs'a " Uzun metrajlı belgesel" dalında en iyi oscar ödülü kazandırdı.



Film 2008 yılındaki  Ekonomik krizine nasıl gelindiğini, şu anda ne aşamada olduğunu anlatmak için tüm dünyada başta Amerika'daki devlet yetkilileri, firma yöneticileri, danışmanlar, üniversite öğretim görevlileri, NY Savcısı, yabancı ülke devlet adamları vs ile yapılan ropörtajlardan oluşmakta.
Beni en şaşırdan bilgilerden biri Wall Street çalışanlarının aşırı dozda kokain alıp işe gittikleri, akşamları fahişeler ile geçirdikleri ve faturaları şirket içinde başka şekilde faturaladıkları.

Fransız Maliye Bakanın  G20 toplantısında ABD'li yetkililere "üzerimize tsunami geliyor, siz bize hangi mayo giymemiz gerekir diye soruyorsunuz" diye uyarıda bulunması üzerine " herşey kontrol altında cevabı alması"  ve Lehman Brothers'ın batışını olay sonrasında öğrendiklerini söylemesi tek uyuyan güzelin biz olmadığı gerçeğine şaşırdım.


Harward gibi ABD'nin önde gelen tüm üniversitelerinin öğretim görevlileri para karşılığı raporlar yazdığı, danışman olarak şirketlerde, hükümetlerde yer aldığı, bankalar batarken kredi notlarının AA olduğu ve bu notu veren kuruluşların biz bunu para karşılığı yapıyoruz diye itiraf etmeleri ve bu bizim düşüncemiz diye kongrede savunma yapmaları, 30 bin kişinin işsiz kalmasından, tüm dünyada global krize neden olan tüm yöneticilerin ceza almadığı kazançlarının ise milyon dolar mertebelerinde olması, firmaları batarken bile bonuslar alması, Obama hükümüte'nininde uygulamalara devam ettiği batı cephesinde hiç bir değişik olmadığı gerçekleri ürkütücü. Küçük Amerika olarak kendini gören Türkiye'de de durumun aynı olması ayrıca çok üzücü.

Bunu Holywood'un film yapması ise ayrı bir ironi.

Filmin sonunda tüm dünya'yı sadece Wall Street'in yönettiği gerçeği ile Bazı seyler uğruna savaşmaya değer cümlesi ile son nokta konuluyor.

Her ne kadar moraliniz bozulsada ,Mutlaka seyretmelisiniz.........
Pin It

9 Mart 2011 Çarşamba

Agora Filmi / Hypatia

2009 İspanya Yapımı
Yönetmen : Alejandro Amenabar
Oyuncular: Rachel Weisz, Max Minghella, Amber Rose Revah, Oscar Isaac, Asraf Barhom

 İlk defa 2009 yılında Cannes Film Festivalinde gösterimi yapılan AGORA filmi, tarihin bilinen ilk entelektüel kadını olan HYPATIA'nin hayat hiyakesini anlatan bir dönem filmi.



4. yüzyılın sonlarına doğru Roma İmparatorluğu çöküşün eşiğinde ama Mısır eyaletinin İskenderiye'si feneri ve en büyük kütüphanesi ile pırıl pırıl parlamaktadır. Kütüphane kültürün olduğu kadar dininde simgesidir.

Paganlar atalarının ilahlarına burdan ibadet ederlerdi. Şehirlerindeki yerleşmiş pagan kültürü artık yahudiler ve hiristiyanlık tarafından tehdit altındadır.




Hypatia hem İskenderiye Kütüphanesinin Müdüresi. hemde halka açık dersler veren dönemin tek kadın filozofu, matematikçi ve astronumu. İskenderiye Kütüphanesi yakıldığı zaman içine kapanacak, yalnızlaşacak ve evden çıkmadan evinde çoçuklara ders verecektir.

Onun astronumu üzerinde bir düşüncesini daha sonra 17. yüzyılda Kepler kanıtlayacaktır.


Hypatia adını tarihe "düşünce ve aydınlanma savaşçısı" olarak yazdıracak ve "dini değil mantığı üstün tuttuğu ve bunu çok açıkça haykırdığı " için hazin sonunu hazırlayacaktır. Dinin ileri gelenleri incilde yazılanları kendilerine göre yorumlayacak ve cadı olarak ilan edecek, taşlanarak etleri tüm iskenderiye'ye dağılacaktır.


Filmden en çok etkilendiğim diyaloglar......

Hypatia öğrencilerine paganlar ve  hristiyanlar arasındaki sorunlara nasıl baktığını 4. yüzyılda şöyle açıklıyor;

"Bizi birleştirenler, ayıran şeylerden daha fazla, hepimiz kardeşiz".....

21.yüzyılda itirazı olan varmı, sizce ne değişti şimdilerde !!!!!!!!!!


 Hypatia'nın özgürlüğünü bağışladığı ve hiristiyan olan eski pagan kölesinin şu yorumu ;

"ben affedilmiştim ama şimdi ben affedemiyorum"

Kendimizi ve herkesi affedebilmemizin hayatımızdaki en önemli konu olduğunu düşündüğüm için.


Filmdeki İskenderiye Feneri manzaralı yukardaki evinde kölesi ile birlikte yaptığı deneyler esnasında kölesine sorduğu şu soru

"Dünya'yı olduğu gibi görmeyi kabul edersek ne ile karşılaşırız? Bir an ön yargıları bıraksak karşımıza nasıl bir dünya çıkardı? "

Önyargısız bir dünyadan daha güzel ne olabilirki......
Filmin Fragmanı ;


 
Gerçi ben Hypatia'nin hayat hikayesini biliyordum ama tamda bu zamanda seyredince tüylerim diken diken oldu.
 
3. Dünya ülkelerinde görülen "düşünen beyin avcılığı" gibi Türkiye'de farklı şeyler söyleyenlerin içeri alındığı, susturulmaya çalışıldığı, tüm gazatecelerin başka bir iş yapmak üzere B planları yaptığı  bir dönemde sadece araçların değiştiğini fark ettim, yoksa yöntem aynıymış.....
 
Mutlaka seyretmelisiniz. Pin It

6 Mart 2011 Pazar

Spartacus -Gods of The Arena



Spartacus hayranları dizinin ikinci sezonu başladı.

Bu sezon 6 bölüm olarak hazırlanan dizi ,Türkiye'de de CNBC-E'de bugün saat 23:00'de yayınlanılacak.

İyi seyirler... Pin It

15 Şubat 2011 Salı

The King's Speech / Zoraki Kral

Zoraki Kral / The King’s Speech 2010 2011 İngiltere,Avustralya,ABD
Yönetmen: Tom Hooper
Oyuncular: Helena Bonham Carter, Colin Firth,Geoffrey Rush, Michael Gambon,
Guy Pearce, Timothy Spall

Film İngiltere Kralı 6. George'un kekemelik problemini anlatan bir dönem filmi.Bu yıl 12 dalda Oscar'a aday gösterilince  en iyi 250 film sıralamasında 107. sıraya yerleşti bile.

Ely Katehrali-Cambridge

Film Cambridge Ely Katedralinde çekilmiş.

Kraliyet ailesine yakınlığı ile tanınan yönetmen Tom Hooper bu filmde daha çok yakın çekimler kullanmış. Zaten eleştirmenlerden de en övgü alan kısmı  filmin. Bunda Kubrick ile çalışan görüntü yönetmenin etkisi çok.
Senarist David Seidler kanser tedavisi konulunca birazda oyalanmak için bu senaryoyu yazıyor. Ancak eşi bunu tiyatro oyununa çevirmesini önerince, Seidler  senaryoyu piyese çevriyor.

Yönetmenin annesi Londra'da tiyatroyu seyredince oğluna film yapmasını öneriyor.


Şu andaki Kraliçe Elizabeth'in babası olan Prens Albert kardeşi 8.Edward'ın aşkı için tahtan vazgeçmesi üzerine  Kral oluyor.

2. Dünya savaşının çalkantılı, radyonun var olduğu yıllar. Tamda bu zamanda güven veren , güçlü bir imaj için güçlü sese ihtiyacı olan Kral, kekemelik problemini yenmek için  bir çok doktor ile çalışyor. Ama nafile.


Bunun üzerine 2003 yılında ölen Ana Kraliçe Elizabeth eşine değişik yöntemler deneyen Avustralyalı egzantrik konuşma terapisti Lionel Logue buluyor. Doktoru canlandıran Geoffrey Rush gerçektende Avusturyalı.

Bu ilişkide beni en etkileyen şeylerden biri  terapistin problemin çözümünde eşit olunması gerektiği savından Kral'a aile içinde kullanılan ismi ile hitap etmesi ...
 
İkinciside terapist Ailesine Kral ile çalıştığını söylemiyecek kadar mütevazi.
 
Sonrasında da aralarında büyük bir dostluk olacaktır.Gerçek hayatta da doktor kraldan bir yıl sonra ölüyor, tıpkı uzun yıllar evli kalan çiftler gibi.


Bence  Colin Firth performansı super. Zaten film Tom Hooper'dan çok Colin Firth'in filmi olarak anılıyor. 

Oscara en yakın adaylardan biri , bence seyretmelisiniz........
Pin It

12 Şubat 2011 Cumartesi

En Güzel Aşk Filmleri.....

Klasik Aşklar....
Rüzgar Gibi Geçti 
Casablanca
"Say it again Sam" hatırlamayanız var mı?? Kaç kere seyrettim bu filmi..

Ağlatan Aşklar.......

Love Story
Kanser ile ilk tanışmamız, o zamanlar çok gençdik anlayamadık , zaman nede çabuk akıp gidiyor anda her şeyi yaşamalıyız....

Dying Young

NY'da AŞK
Çağdaş Aşk Hikayeleri..........

Slepness in Seatle
NY gittiğimde ilk gittiğim yerdir filmin son sahnesi....

When Harry Met Sally
Lokanta'da Sally'ın yaptığı taklit en favori sahnem...
You've Got Mail


Notting Hill

Pretty Woman
Bu sahnedeki gülüşü çok severim...
Pretty Woman 
Bu sahnedeki tezahurat alışkanlığım oldu......

Yasak Aşklar...........
İnsanlar Yaşadıkça
Bu sahneyi elbette bilirsiniz .....
The Bridges of Madison County
Benim kardeşim 2 yıl Iowa'da yaşadı. En üzüldüğüm ertelenmiş ziyaretimdir filmin çekildiği Iowa'ya gidememek....
Titanic
Bu sahne bence fenoman..........
9 1/2 Hafta
Bu filmin fenoman sahneleri aklınıza geldimi!!!! Buzdolabı, bal desem..........

Olanaksız Aşklar............
City of Angels
Melekler'le AŞKKK...
Ghost
Zamansız gidiş ile yarım kalan aşk....

P.S. I Love You
Butler'a Aşık olmamak mümkünmü bu filmde...

West Side Story

Aynı Cins ile Aşk....
A Single Man
Colin Firth'in performansı superdi, ne beklemiştim bu film seyretmek için, yargı yok..
Sizin sevdiğiniz en güzel AŞk filmi hangisi????
Pin It
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Great! The file uploaded properly. Now click the 'Verify my file' button to complete the process.