Neslihan Ayanoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Neslihan Ayanoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Haziran 2011 Çarşamba

Tutulmalar By Neslihan Ayanoğlu



Ben 2011 Haziran ayını çok önemsiyor ve arkadaşım uranyen astralog Neslihan Ayanoğlu'nu bize bir yazı hazırlaması için başının etini yiyordum. Aşağıda yazısını sizinle paylaşıyorum.

Aynı şirkette olduğumuz için 1 Haziran'da şirketimizde yaşanan global iletişim kazasını hatırlayıp çok güldüm, gerçi yaşarken çok komik değildi ama...

Bu aydan başlayarak hayatınızda oluşacak değişemlere dikkat etmenizi, anlamlandırmanızı ve esnek olmanızı, direndiğiniz her şeyi bırakarak, hayatla akışta olmanızı öneririm, e tabiki  birde haritanızı yorumlatıp, aslında ne yaşadığınızın farkına varmanızı....


Merhaba,

Bengi ne zamandır benden yazı istiyordu ve ben sonsuz bir koşturmaca içinde olduğum için bir türlü fırsat bulamamıştım. Geçen gün bunu yine tekrarladı ve ben de bu 30 gün 3 tutulmanın olacağı bir dönem, bununla ilgili yazı yazabilirim dedim.

1 Haziran’da 11 derece İkizler’de bir Güneş tutulması oldu. 15 Haziran’da 24 derece Yay’da, Galaktik Merkez’in yakınlarında Ay tutulması olacak ve bu tutulma dönemini 1 Temmuz’da 9 derece Yengeç’te olacak bir Güneş tutulması ile kapatacağız.

Tutulmalar astrolojide hep göz önünde bulundurulur, ama yakın zamana kadar bu alanda yapılmış çalışma ve okunabilecek basılı kaynak yetersiz idi. Son dönemde bu alanda yayınlanan araştırmalar oldu. İlaveten uluslararsaı konferanslarda bu konuda seminerler organize edilmeye başlandı.

Astroloji ile ilgili yazılanlar, çizilenler arttıkça bir farkındalık oluşmaya başladı. Genelde insanlar tutulmaları ürkerek bekliyorlar. Mesela depremlerin tutulmalar ile bağlantısı olduğu düşünülüyor. Ve hatta tutulmanın gözlemlendiği coğrafyalarda deprem olduğunu ispatlamaya yönelik ciddi çalışmalar var. Devletlerin ve toplumların yaşadığı olayların altında tutulma etkisi aranıyor. Ama ben bu yazıda tutulmaların dünyaya ve devletlere etkisini de bir köşeye koyuyorum. Ve insanlar üzerindeki etkisi hakkında konuşmak istiyorum.


1 Haziran’da, yani tutulma günü çalıştığım şirkette ufak bir iletişim kazası yaşandı. Yanlışlıkla gönderilen bir mail, ilgili ilgisiz cevaplar ile pek çok çalışanın mail kutusunu şişirdi. Yemekten döndüğümde okunmamış bir dolu mail buldum. Ve onları temizlemek bayağı zamanımı aldı. Ama bu arada çok enteresan gözlemler yaptım. Önce sıkıntılı sıkıntılı mailleri okuyarak silmeye başladım. Arada okumam gereken bir maili atlamamaya çalıştığım için bu zaman aldı tabii. Sonra gelen maillerden diğerlerinin de benim gibi yaptığını anladım. Sonra tansiyon yükselmeye başladı ve bir kısım insan öfke dolu mailler atmaya başladı. Bir başka, “kendini herşeyden sorumluluk hisseden” grup bu mail sorununu çözmek için çözüm önerileri içeren teknik mesajlar gönderdi. Bu arada bir grup insan kendince olayda eğlenecek şeyler buldular ve eğlenceli mesajlar da geldi. En komiği de olayı anlamayan kişilerin şaşkın mesajları idi. Bu arada bu mesajların birden fazla dilde olduğunu da belirtmeliyim. Biz şirketce İkizler’deki Güneş tutulmasını böyle kutladık. Eee iletişim burcundaki tutulma da bunu hak ediyor.

Sonra eve geldiğimde bu olayı hatırladım ve o gün tutulma olduğunu ve bu olayın tutulma ile bağlantısını farkettim. Aslında tutulmalar sonrası bireysel olarak verdiğimiz tepkilerde bu olaydaki tavırlara pek benziyor. Tutulmalar haritamızda kişisel gezegenlerin olduğu noktalarda ise, mesela doğum günümüzde bir tutulma varsa, bu tutulmanın hayatımıza bir değişiklik getireceğini söyleyebiliriz. Bu değişikliğin hayatımızın hangi alanında olacağı da yine haritamızdaki konumu ile belirlenebilir. Tutulmanın olduğu alanın ifade ettiği tema hayatımızda öne çıkar. Biz bu alanda bir aksiyon almak durumunda bulabiliriz kendimizi veya bu alanda farkındalığımızı arttıracak olaylar ve insanlar çıkar karşımıza.


Geçen 1,5 yıl tutulmalar Yengeç-Oğlak aksında oldu ve bu burçtaki kişileri etkiledi. Bu akstaki son tutulma 1 Temmuz’da. 1 Haziran itibari ile önümüzdeki dönem tutulmalar ise İkizler-Yay aksına geçiyor. Bu tutulmalar haritamızda hangi bölgede ise o alanda deneyimler yaşayacağız demiştik. İkizler ve Yay’ın temsil ettiği alanlar bu tutulmalardan etkilenebilir. İletişim, eğitim sistemi, telekominikasyon, yüksek öğrenim, hukuk sistemi, adalet kavramı, inançlar, ülkeler arası diyaloglar vs.  

2 sene önce bir astroloğun tutulmalar ile ilgili seminerine gitmiştim. Demişti ki, eğer tutulmanın hemen öncesi bir işe başlıyorsan, o işten fazla bir şey bekleme, kısa sürede ya işten çıkarsın, ya da o iş beklentini karşılamaz. Bu seminerden bir hafta önce ki tutulmadan da 2 gün önce idi, bana bir üniversitede ders verme teklifi gelmişti ve ben de kabul etmiştim. Ben de arkadaşlarıma dedim ki “bakalım benim sürecim bana ne getirecek?”. O dönem benim için biraz karambol geçti. Çünkü bana söylenen (veya benim algıladığım) ile benden beklenen çok farklı idi. Tüm dönem orta noktayı bulmaya çalışmakla geçti. Ve o kurum için devamı da gelmedi. Ama sonra bu deneyim bana bir dolu başka kapı açtı. Yani seminerine gittiğim astrolog haklı idi ama benim tutulmalar ile ilgili teorim de doğru çıktı.

Benim teorim şu, tutulmalar köşeyi dönmeye benziyor. Eğer köşede yolu gösteren bir ayna yoksa neyle karşılaşacağını bilemezsin. Eğer esneksen, hayatın getirdiklerini hoşgörü ile karşılıyorsan, hayatın getirdiği süprizler her durumda seni mutlu eder, keyfini çıkarırsın. Ama hayatını statükoyu korumak üzerine kuruyorsan, senin öngöremediğin olaylar seni kolayca huzursuz ediyorsa, kendini güvensiz hissedeceksen, tutulmaları sevmeyeceksin demektir ve bir süre sonra acaba bu tutulma bana ne getirecek diye beklerken bulabilirsin kendini.

Siz hangi gruptasınız veya şöyle sorayım, siz hangi grupta olmak istersiniz?

Neslihan Ayanoğlu 14.06.2011


Made with Love / Bengi
Pin It

20 Ekim 2010 Çarşamba

Ekim'de Gökyüzü Bize Neler Getiriyor ........

Dostum aynı zamanda Uranyan Astrolog olan Neslihan Ayanoğlu'ndan Ekim ayı ile ilgili gökyüzü hareketleri ile bir paylaşım. Bundan sonra düzenli olarak bize haberler vermeye söz verdi ya bakalım.....İllede birlikte yaratım......



Bengi uzun zamandır benden gökyüzü hareketleri ile ilgili yazı istiyordu ama ben bir türlü yazamamıştım. Şu anda yani 7 Ekim saat 21:00 civarı 14 derece Terazi’de yeni ay var. Dedim ki bu yeni ayın etkisini de arkama alayım ve bir yazı yazayım.

Terazi burcunda gerçekleşen yeni ay ilişkilerimiz konusunda bize yeni bir yön verebilir. Terazi biz olmayı deneyimlediğimiz burç. Burada, Koç’da deneyimlediğimiz “ben” kavramı “biz” kavramına dönüşüyor; ben ve karşımdaki. Bu mevcut ilişkilerimizi gözden geçireceğimiz gibi, yeni bir ilişki, yeni bir ortaklık, yeni bir birlikteliği de düşünebileceğimiz bir dönem. Bu tarihlerde gökyüzünde neredeyse tüm gezegenler de ikili şekilde duruyor ve ‘biz’ kavramını bu dönemde gökteki pek çok oluşum bize ayrı ayrı hatırlatıyor.

Linda Hill, Sabian Symbols sayfasında, 14 derece Terazi’yi şu şekilde tanımlıyor. “Durumun tam ortasında olduğunuzu ve bir nefes almanız gerektiğini düşünebilirsiniz".  Vereceğiniz bu ara size süreci tamamlamanız için güç verecektir. Daima hareket halinde olma yıpratıcı olabilir. Öte yandan tembel ve üretmeyen olma da cevap değildir.

8 Ekim: Dinamik, disiplinli bir şekilde düşündüğümüz ve iletişime geçeceğimiz bir gün. Biraz dar çerçevede olaylara bakabiliriz, esnek düşünmeye çalışmamızda fayda olabilir. Planlarımızı yaparken daha amaca odaklı düşünen bir zihine sahip olacağız.

9 Ekim : Venüs Geri gitmeye başlıyor, 18 Kasım’a kadar geri gidecek. Venüs Akrep burcunda geri gidecek. Yeni ayın 7 Ekim’de Terazi’de olmasından sonra Terazi’nin yönetici gezegenin Akrep’te geri gitmesi yukarıda bahsettiğimiz sürece Akrep’si temaları da katacaktır. Geri giden Venüs ilişkilerde sorun yaşatabilir. Bu dönem kişilerin daha kendi içlerine döndükleri bir dönem olacaktır. Duygularımızı ifade etmekte veya güçlü duygusal bağlar kurmakta zorlanabiliriz. Bu dönemde gündemimiz değer verdiğimiz şeyler, değerler sistemimiz ile ilgili konularla meşgul olacaktır. Sosyal aktivitelerden uzak durmak isteyebiliriz. Yani kendi kendimize kalacağımız bir dönem geçireceğiz. İlişkilerimiz ve ticari anlaşmalarımız da bu süreçten etkilenebilir.



17 Ekim: Uyumu deneyimleyeceğiz. İsteklerimiz ve düşüncelerimiz/planlarımız arasında bir denge olacak. Karşımızdakini daha iyi anlamaya çalışacağız, diyaloglarımız daha akıcı olacak. Ama öte yandan her şeyi kendimizden ve aklımızdan ibaret de zannetme riski de var.

21 Ekim: Bir süredir her konuda olduğu gibi düşüncelerimizde de uyum ve dengeyi tutturmaya çalışıyorduk oysa şimdi dengeyi bir köşeye koyacağız, daha güçlü ve daha derin düşünmeye başlıyoruz. Bir konuya odaklanıp derinlemesine öğrenmeye çalışabiliriz. Veya düşüncelerimiz sabit bir şekilde bir konuya saplanıp kalabilir. Burada yine düşüncelerimizi ve diyaloglarımızı biraz esnetmeye çalışmalıyız.

23 Ekim: 7 Ekimde başlayan projelerimizin, birlikteliklerimizin olgunlaşma dönemi. Ama yine ‘ben’ ve ‘biz’ kavramları arasında sıkışıp kalmış gibi hissedebiliriz. Bir yanımız ortak çıkarları gözetmemizi söylerken diğer yanımız kendi isteklerimizin peşinden gitmemizi söyleyebilir.

24 Ekim: Akrep günleri başlıyor. Hayatımızı anlamını daha derinlemesine sorgulayacağız. Belki gizemli konular, okült konular daha çok ilgimizi çekecek. Güç teması ve kontrolü elde tutma isteği ön plana çıkabilir. İsteklerinizi elde etmek için güç savaşlarına girmekten veya bir konuya takılıp kalmaktan uzak durmaya çalışın.

25 Ekim: Sosyal bir dönem. İlişkilerde iletişim önemli. Ticari ilişkiler karlı olabilir. Ama güç savaşlarından, manüpülasyonlardan, olayı domine eden taraf olma iddialarından uzak durmak kaydıyla.

28 Ekim: Mars’ın Yay burcuna geçmesi ile iyimser bir döneme giriyoruz. Hareketlerimizde, bir aksiyon alırken daha aktif, daha cesur ve belki daha gözü kara olabiliriz. Ama bu iyimserlik bizi rehavete de düşürebilir. Harekete geçmekten alıkoyabilir. Biz bir şey yapmasak da herşeyin yolunda gideceği duygusunu taşıyabiliriz.

29 Ekim: Estetik, güzellik, sanatsal aktiviteler. Günün konuları bunlar olacak. Haır tatil, her taraf kıpır kıpır hadi dışarı çıkalım diyebiliriz. Sosyal ve dışarıda aktivitelerle geçirebileceğiniz bir gün olabilir.

Nasıl................. Pin It

19 Ekim 2010 Salı

İskenderiyeli Son Cesur Kadın............HYPATIA

Dostum Neslihan Ayanoğlu'ndan bir paylaşım.

İskenderiyeli, Son Platoncu, cesur, bilge, güzel, zarif, bilim kadını,efsane,hakkında nice şiirler,kitaplar yazılmış ve çok hazin bir son.....
Ben Hypatia'dan çok etkilendim. Yakında hayatını film olarak da izleyebiliriz. İşte size Hypatia........
Hypatia'nın hayali resmi Elbert Hubbard'un "Büyük Öğretmenlerin Evlerine Küçük Yolculuklar"("Little Journeys to the Homes of Great Teachers", New York, Roycrafters, 1908, alınmıştır. Gerçek Hypatia'nın portresi mevcut değildir.


Hypatia ismini ilk defa okul yıllarında duymuştum. Matematik bölümünde okurken, okul kolidorunda eski matematikçilerin fotoğrafları vardı ve altlarında yaşadıkları dönemler not edilmişti. Aralarında çok az kadın vardı ve Hypatia’da onlardan biri idi. Biz kızların iki şey dikkatini çekmişti. Az sayıda kadın matematikçi olması ve çoğunun ancak 40lı yaşlara kadar yaşamış olmaları. Hatta “matematik kadınlara gore değilmiş zaten, baksanıza fazla yaşamamışlar” derdik, ama açıkçası hiç Hypatia’nın hayat hikayesini merak etmemiştim.

Geçenlerde bir gazete haberi ile bu anımı hatırladım. Haber Hypatia ile ilgili idi. Hayatı filme çekilmiş ve Vatikan İtalya’da oynatılmaması için çok çalışıyormuş diyordu haber. Eee artık elimizin altında internet gibi muhteşem bir sistem var. Arama motorlarından birine “Hypatia” yazdım ve sonuçları okudum. Hayatı hem çok ilgimi çekti, hem de benim için yeni bir projenin başlangıcı oldu. Bu bilgilerin bir kısmını sizinle de paylaşmak istedim.

Hypatia, 370-415 yılları arasında İskenderiye'de yaşamış felsefe ve matematikle (özellikle geometri) ile ilgilenmiş bir bilim kadınıdır. Ünlü filozof, matematikçi ve gökbilimci Theon'un kızıdır. Theon İskenderiye Üniversitesi’nde matematik dersleri vermekte idi. Kızının eğitimi ile yakından ilgilendiği ve onu kendisi eğittiği söylenir. Hypatia ise babasının çalışmalarına katılmıştır. Theon, Euclid'in bir eserine şerh yazarken kızının da yardım ettiği söylenir.

Hypatia, İskenderiye'deki Museion'da felsefe, matematik ve astronomi dersleri vermiştir. Hypatia sadece matematikçi olarak tanınmaz, çeşitli bilim dallarında çalışmıştır; özellikle çok iyi bir eleştirmen ve yorumcu idi. Astronomik tablolar, appolonius konik kesitleri ve diophant üzerine yorumları vardır. Platon ve Aristotales'in tanıtılmasında dersleri etkili olur. Yeni-Platonculuk’a yakın durduğu söylenir. Yeni-Platoncu okullarla bağlantı halindedir. Museion'da verdiği dersler ve konferanslar Hypatia’nın ününü arttırmıştır. Hypatia bilim insanı olarak tanınmasının yanısıra zarafeti, bilgeliği, gençliği ve güzelliği ile de ünlenmiştir. Geniş bir öğrenci ve hayran kitlesi oluşturmuştur. Soylularla yakın ilişkiler kurmuş,

Pitolemais’ın putperest Valisi Orestes’in himayesine sığınmıştır. Kendisi dinsizlikle itham edilmiş, kurmuş olduğu siyasi ilişkiler düşmanlarının gözünü korkutmuş ve hakkında dedikodular ortaya atılmıştır. Yaşadığı dönem İskenderiye’de Hıristiyanlığın yayılmaya başladığı dönemdir. Çok tanrılığa karşı bir seferberlik ilan edilir, çok tanrılı tapınakların kiliseye devredilmesi söz konusudur. Bu durum şehirde ayaklanma çıkmasına neden olur. Asilerin başında Hypatia ile yakınlığı bilinen Olympius da vardır. Aslında Hypatia bu hareketin içinde değildir. Ancak Olympius ile olan yakınlığı karşı taraf için bir bahane olmuştur. Bu dönemlerde Rahip Cyril İskenderiye'ye başpiskopos olmuştur. Bu bir kısım çevreler tarafından benimsenmemiş ve bir çatışma ortamı doğmuştur. Cyril’in çatışma içinde olduğu kişilerin başında da Hypatia’nın dostu ve hamisi olan vali Orestes gelmektedir. Orestes ile Cyril arasında süren çatışma, Cyril’in Hypatia’ya karşı bir düşmanlık beslemesine neden olmuştur. Aynı zamanda, verdiği derslerden ve yaptığı çalışmalardan ötürü Hypatia’nın nüfuzu Konstantinapolis’e, Suriye’ye, İznik’e kadar ulaşmış durumdadır. Öğrencileri arasında soylu ailelerin çocukları da vardır. Fakat Hypatia’nın, öğrencileri ile birlikte halktan kopuk bir çalışma hayatı sürdürmesi, halkın inançlarına karşı duyduğu kayıtsızlık Cyril’in elini güçlendirmiştir. Zamanla, Hypatia’nın bir büyücü, dinsiz olduğu söylentileri yayılmış ve halk kışkırtılmıştır.

415 yılında, Petro'nun önderliğindeki Cyril'in keşişleri, Hypatia'nın ders verdiği Museion'un önünde toplanır. Pusuya yatan keşişler, Hypatia’nın arabasını durdurup etrafını sararlar. Giysilerini zorla çıkartarak onu bir kiliseye sokarlar. Koridorlarda sürükleyip sunağın önüne getirirler ve burada Pedro ve keşişler tarafından öldürülür. Öldürüldükten sonra bedeni sokaklarda sürüklenir, parçalara ayrılıp ve kütüphanesi ile birlikte yakılır.



Hypatia’nın ölümü, Yeni-Platoncu okulun da sona ermesi anlamına gelir. Baskı ve zulümden bıkan diğer filozoflar Atina'ya kaçarlar fakat İmparator Justinian’ın emriyle buradaki okullar da kapatılır. Bu süreç doğa bilimleri ve matematik alanlarındaki gerilemenin de başlangıcı olarak kabul edilir.

Eserleri;

Hypatia, daha çok eleştiri ve yorum türünde eserler kaleme almıştır. Çalışmalarını Euclid ve Ptolemy üzerinde yoğunlaştırmıştır. Felsefe, din literatürü ve dönemin matematik bilginlerinin uğraş alanı olan gizemcilik konularına ilgi duymuş; felsefe, matematik, gökbilim dersleri vermiştir. Hesychius’un rivayetine göre İskenderiyeli Diophantus'un Arithmetica’sına 13 ciltlik bir şerh, Pergelı Apollonius'un Konikler’ine ve Ptolemy'nin Matematik Kanon’una şerhler yazmıştır. Fakat bu eserler günümüze dek ulaşmamıştır. Bununla birlikte ne felsefe ne de bilim tarihinde adı belirgin bir şekilde geçmemektedir. Eserlerinin günümüze dek ulaşmamasının nedeninin, Hıristiyan düşünce açısında dinsizlikle suçlanmış olmasının ve çalışmalarının da yer aldığı kütüphanesinin yakılmış olmasının büyük payı olduğu ileri sürülür. Hypatia ile ilgili olarak günümüze dek ulaşan tek yazılı eser, öğrencisi Kyreneli Synesios'un yazdığı mektuplardır. Bu mektuplarda Synesios, ona duyduğu hayranlığı ve bilimsel çalışmalarına duyduğu saygıyı bildirmektedir. Bu yazışmalardan da usturlabın Hypatia tarafında geliştirildiği anlaşılmaktadır.

Sonraki dönemde Hypatia etkisi:

Hypatia, ölümünden bu yana unutulmayan bir isimdir. Adeta bir efsane haline gelmiştir Zamanla hakkında romanlar, oyunlar, şiirler yazılmıştır. Bilim ve sanat alanında sembol olmuştur. Diğer yandan, kendisine karşı grup içinde hep "İskenderiyeli hayasız bir kadın öğretmen", “Hıristiyanlığa karşı korkunç bir kin besleyen” olarak kabul edilmiştir. Filminin bile Vatikan’ın tepkisine neden olması belki bu eski düşüncenin etkisi.

Voltaire, Hypatia’nın bir Hıristiyan komplosuna kurban olduğunu yazar. Ona göre Hypatia, "Hıristiyan bağnazlığının masum bir kurbanı; öldürülmesi ise, yunan tanrılarıyla beraber, sorgulama özgürlüğünün de ortadan kalkışının bir simgesi”dir. Voltaire bir aydınlanma filozofudur ve Hypatia onun kilise muhalifliğinde sembol olarak kullandığı bir isimdir.

On dokuzuncu yüzyıl da Charles Leconte de Lisle Hypatie adlı bir şiir kaleme almış ve bu şiirinde Hypatia'yı tarihin değişen koşullarına adanan bir simgesel kurban olarak ele almıştır.

Takip eden yıllarda yine hakkında bir çok şiir, roman ve oyun yazılmaya devam etmiştir. "Plato'nun ruhu, Afrodit'in bedeni"ni taşıyan Hypatia, feminist sanata da konu olmuştur.. Feminist sanatçı Judy Chicago, 1979'da San Francisko modern sanat müzesi'nde açtığı heykel sergisinde Hypatia'yı, tüm görkemiyle göz kamaştıran bir akşam yemeğinde, batı uygarlığının diğer ünlü ve yetenekli kadınlarıyla birlikte sergilemektedir.
Pin It

11 Eylül 2010 Cumartesi

Sevgi, Sevgi, Sevgi

Uzun zamandır arkadaşlarımdan, kardeşimden evde besledikleri evcil hayvanlarının hiyakelerini dinliyor ve çok eğleniyordum.

Georgia,Yaramaz,Nazo,Cindy,Pati,Mayra.....

Hani ebeveynler bir araya geldiği zaman çoçuklarının hikayelerini anlatır ya, benim kız şöyle yaptı, benim oğlan böyle yapıyor... onun gibi.

Arkadaşlarım çoçuklarından bahsettiği zaman bir çok konudan haberim , ilgim olmadığından hem anlatılanlara fransız kalıyorum, hem de anne-babaların çoçukları için yaptığı bir cok şeyin aslında gelecek, kaybetme gibi korkulardan kaynaklandığını gözlemler hep içim sıkılır,yüreğim daralır.

Oysa evde besledikleri hayvanları için  hep guzel şeyler anlatıyorlar hal böyle olunca da anlatılan her şeyde sevgiyi hissediyorsun ve coğu çok komik hikayeler, çok eğleniyorsun.

Aşağıda dostum Neslihan Ayanoğlu'nun yazısını sizinle paylaşmak istedim. Ben sadece yaramaz ile tanıştım. Yaramaz lazca konuşabiliyor ve Beşiktaş'lı.


Sizde paylaşmak isterseniz çok sevininirim.....Yazınızı ve resimleri bekliyorum.

Yaramaz ve Nazo


Size biraz Yaramaz ve Nazo’dan bahsetmek istiyorum. Yaramaz hakkında her yerde konuşuyordum ama ilk defa yazıyorum. Bu benim için değişik bir durum.


Yaramaz benim papağanım. Yanda daha bebekken çekilmiş bir fotoğrafı var. Yaramaz ailemize 1999 Mart’ında katıldı. Afrika’daki bir papağan çiftliğinde 1998 Kasım’da yumurtadan çıkmış. Yani o bir Akrep. Evet insanlar gibi evimizde beslediğimiz canlılarında bir burcu var tabii. Yaramaz’ın tam bir Akrep olduğunu söyleyebilirim.

Yaramaz’ın cinsi Jako, yani Gri Afrikan. Jakolarda iki cins oluyor; daha büyük açık gri tüylü ve parlak kırmızı kuyruklu Congo’lar (Türkiye’de daha çok bu cins var) ve daha küçük ebatlı, koyu gri tüylü ve bordo kuyruklu Timneh’ler. Timneh’ler için genelde ikinci sınıf Jako tabiri kullanılıyor nedeni de konuşma yeteneklerinin Congo’lar kadar iyi olmaması. Buna karşılık Timneh’ler insana daha yakınlar ve daha oyun seviyorlar. Yaramaz bir Timneh. Yaramaz’a ne isim vereceğimizi uzun uzun düşünmüştük. O kadar hareketli ve o kadar yaramazdı ki, ben yaramaz deyip durunca ismi bu kaldı.

Kendi isminden nefret ediyor onu söyleyebilirim. Kelimelerin anlamını söyleniş tarzından negative veya pozitif diye mi tanımlıyor, yoksa bizim sesimize kattığımız duyguyu mu yakalıyor bilemeyeceğim ama tüm sözcüklerin anlamını yakalıyor. Ben ona Yaramaz dedikçe o da bana Şişko diyor. İsim konusuna misilleme yapmak için o da bana Şişko adını taktı sanırım. Akrep olduğunu söylemiştim değil mi. Ama ben ona ‘cici kızım’ deyince o da bana ‘cici kuş’ diyor.

Yaramaz artık 12 yaşında. Ve ailemizin bir ferdi. Arkadaşlarım bazen kaç kelime konuşuyor diye soruyorlar, ben de bilmiyorum diyorum. Çünkü papağan duyduğunu tekrarlar cümlesi tamamen yanlış. Papağan duyduğunu uygun yerde tekrarlıyor. Bazen çok alakasız bir zamanda, o ana uygun öyle kelime kullanıyor ki bunu ne zaman ve kimden öğrenmişti acaba diye düşünüyoruz.

Bizimle günlük hayata katılmayı çok seviyor. Mesela ben bilgisayarda çalışırken ekranın üstüne konup merakla beni izlemeyi çok seviyor. Eve biri telefon mu etti. Hemen ciyak ciyak bağırmaya başlıyor. Yanına gitmeli ve falanca aradı, filanca dedi diye bilgi vermelisin. Yoksa gürültüden duramazsın. Annem bazen babaannemin ruhunun Yaramaz’da olduğunu söylüyor. O da hayatta iken aynısını yaparmış. Annem telefonu kapatıp gidip ona haber verirmiş.

Yaramaz ile ilgili 12 yılda çok anı biriktirdik tabii. Çok korkak bir hayvan. Aslında doğada hiç yaşamamış. Ama atalarının genlerinden gelen bir korunma iç güdüsü var. Yabancıların yanında asla konuşmuyor mesela. Korktuğu bir şey olunca yavaş yavaş kafesin köşesine gidiyor ve annemin onu sakinleştirmek için söylediği sözleri tekrarlıyor. ‘korkma annem korkma’ Ama bu arada sesi resmen titriyor.

Sahiplenme duygusu çok gelişmiş. Normalde oturma odası Yaramaz’ın odası. O öyle kabul etti. Onun onayı olmadan odanın şeklini bile değiştiremiyoruz. Bu size şaka gelebilir ama bir kere televizyonu odadan çıkarttık. 2 gün ciyak ciyak bağırdı. Onu susturmak için tekrar yerine getirmek zorunda kaldık.

Ama çok sevimli yönleri de var. Duyguları çok iyi yakalıyor mesela. Bir gün hasta idim ve ateşim çok çıkmıştı. Evde yatıyordum. Yaramaz’ın odasında!!!. Gözümü bir açtım, yastığın üzerinde, burnumun dibinde bir gaga ve üzgün, kaygılı bakan bir çift göz. Uçup yanıma gelmiş ve nasılım diye kaygı ile beni izliyor sessizce.

Ve ailemizin ikinci kızı Nazo. O da kardeşimin Alman Kurdu. Nazo 5 yaşında ve bir Balık. Bebekken yandaki gibi görülse de şu anda görüntüsü devasa ve ürkütücü ama çok sevgi dolu bir köpek. Belki bütün köpekler böyle oluyor bilemeyeceğim. Ben Yaramaz’ın ne kadar kindar ve kafasına buyruk olduğunu görünce, Nazo bana çok uysal görünüyor. Aslında Nazo ve Yaramaz aynı evde yaşamıyor. Ama arada bir biraraya geliyorlar. Tabii önceleri birbirlerini görünce pek tepki vermiyorlardı ama beş senede birbirlerine alıştırlar. Bunun tek nedeni ise ortak düşmanları KEDİLER. Yaramaz kardeşimin bahçesinde bir kedi onu kafesi içinde yemeye çalışana kadar kedilerden korkmuyordu. Ama artık milyonlarca korkusundan biri de kediler. Nazo ise tek bir konuda hassas, yemeği. Bir gün kedilerden biri onun yemek tasına yaklaşma hatasını yaptığından beridir kediler onun da düşmanı. Annem ikisinin arasını yapmak için Yaramaz’a demiş ki, ‘Nazo seni kedilerden koruyor kızım’. Bu cümle ona yetti. Artık Nazo onun kankası.

Ama Yaramaz bir Akrep. Arada zehirini sokmalı tabii. Sonuçta arada Nazo’yu da seviyoruz. Bunun bir cezası olmalı. Nazo’nun zaafını da keşfetmiş, YEMEK. Bazen aynı annemin ses tonu ile Nazo’yu çağırıyor. O da annem onu çağırdı, pencereden yemek verecek diye pencere dibine koşuyor aynı yandaki şekilde. Bekliyor, bekliyor ama annem ortalarda yok. Süklüm püklüm kulübesine gidiyor. Tam o sırada bizimki yine aynı şekilde Nazo’ya sesleniyor. Nazo yine pencere dibinde. Nereden bilsin o ses pencere dibindeki o bit kadar şeyden çıkıyor.

Evde birlikte yaşadığımız canlılar çok şekerler. Cinsleri ne olursa olsun bence hepsinde ortak olan tek muhteşem yön var, sonsuz sevgileri Pin It
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Great! The file uploaded properly. Now click the 'Verify my file' button to complete the process.