18 Ekim 2010 Pazartesi

Tavsiye Ederim / Kandilli Suna'ın yeri

Geçenlerde bir arkaşımla beraber Kandilli'de hep duyduğum Suna'nın yerine gittim.
İskelede Caminin altında sevimli bir balıkçı restaurantı.

Özellikle pavası bir harika. Servis çok sıcak.


Sahibi Suna hanım 40 yıllık kandillinin yerlisi.

Yolunuz düşerse uğramanızı öneririm.

Suna'nın yeri
Kandilli İskele Cad. No:17 Üsküdar
Tel: 216-332 32 41 Pin It

17 Ekim 2010 Pazar

Wow Cap İstanbul 2010


Dün İstanbul boğazında bu yıl 4. kez düzenlenen Wow Cap İstanbul 2010 Yelken yarışmasının  gösteri yarışları yapıldı. Yarışmayı Avrupa Birliği Sekreteri Büyükelçi Volkan Bozkır ve çeşitli ülke Büyükelçileri ve gazetecileride  izledi. Organizasyon İstinye Limanında oluşturulan yarış köyünde idi. 


Wow Cap İstanbul 2010 Akdeniz'in en çekişmeli ve uzun soluklu solo yelken mücadelesi. 26 tekne 5 etapda, 4 ülke ve 3 denizi geçiyor. 19 Eylül'de Fransa'nın Toulen kentinden start aldı. Sicilya, Atina, Didim, Bozcaada, Gelibolu ve 13 Ekim'de Fenerbahçe'de son buldu. Yaklaşık bir ay boyunca 1600 denizmili yapıldı.


Bu yarışmanın evsahibi "İstanbul 2010 Kültür Başkenti" etkinlikleri kapsamında  İstanbul idi ve organizasyon Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık tarafından da desteklendi. Türk yelkenci Selim Kakış Türk Telekom sponsorluğunda bu yıl ilk defa yarışa katıldı.


Günümüz global ekonomisinde marka değerlerini artırmak yolunda ülkeler ve şehirlerde çeşitli spor ve kültür-sanat etkinliklerine ev sahipliği yapmaktadır. Artık dünya düzleşti ya.....


Bense başka bir teknede bu yarışı izleme olanağı buldum. Hem ilk defa böyle bir organizasyona katılmak heyecanlıydı, hemde dostlar arasında bir haftasonu'nu paylaşmak güzeldi. Şarabımı içerken kulaklarımda Teoman'ın en sevdiğim şarkısı çınladı durdu.

"deniz rüzgara karışmış güneşte,
martı  sesleri vardı gülüşlerde,
sen geçerken sahilden sessizce,
gemiler kalkar yüreğimden  gizlice"

çok eğlendim hemde çok..... 

Bu gösteri yarışı olduğu içinde her tekneye misafirlerde alındı. İşte bizim desteklediğimiz Generali Sigorta sponsorluğundaki skipper Nicolas Lunven ve Türk ekibi !
Hepsi Fransızca konuşuyordu. Fransız kalanlarda tekneyi kullandı. En çok onlar eğlendi galiba, şili'li madencilerden sonra teknede geçen 3 saatı konuşmama kararı aldıklarına göre..............


Babasıda ünlü bir skipper olan Nicolas 2. etabı 1. olarak bitirdi ve genel klasmanda 5. oldu. Tebrikler.......
Pin It

4 Ekim 2010 Pazartesi

Eda Anne "Ben bir transseksüel annesiyim"

Cumartesi sabahı arkadaşımın telefonu ile uyandım. Eski şirketimdeki arkadaşlarım çok sevdiğimiz iş ortağımızın Anadolu Fener'indeki çiftliğinde piknik organizasyonunda buluşuyor. Eski dostları göreceğim için çok sevindim ve hemen organizasyona entegre oldum.
Eski dostları görmek, onca senedir değişen hayatların izlerini sürmek,iyi kötü şeyler paylaştığınız eski yöneticilerinizin  koltuklarını bıraktıklarında aslında birer ablanız, kardeşiniz,babanız,anneniz gibi yakın olduğunu hissetmek çok güzel duygularmış.


Yedik, içtik, eğlendik, sohbetler ettik bunlar benim olacak, sizinle eski bir dostun Eda Annenin(asıl adı bu değil ama bunu kullanıyor şimdilik) hikayesini paylaşacağım.


Sene 1998, otuzlu yaşların sonunda bir anne eşinden ayrılmış,iki oğlu ile İstanbul'a gelmiş, yaşam mücadelesi veriyordu.Bir şirkette çalışıyor, çoçuklarını kısıtlı olanaklar ile okutuyordu. Ben şirketten ayrıldıktan sonra da ortak dostlardan her zaman kendisi ile ilgili haberleri aldım. Dört sene önce beyin kanaması geçirdi ve iki ay komada bir sürü ameliyatlar geçirdikten sonra doktorların umut yok dediği durumdan çıkarak evine döndü. Hatta bir ortak arkadaşımızın senarist-yazar olan kız kardeşi onun hikayesini tiyatro sahnesine taşıdı "bir kadın uyanıyor". Ben seyretmedim ama oyun çok güzelmiş.

Bundan sonrasını ondan dinledim. Hastaneden eve döndüğünde nekahet döneminde 16 yaşındaki küçük oğlu yanına gelerek "anne benim ruhum başka bedenim başka" demiş.Eda "bu benim hayatımda tüm hayat öğretilerimi alt üst eden, bildiklerimi bilmediğimi anlamaktan zor,iş bulmaktan zor,eşten ayrılmaktan zor, hayat mücadelesinden zor " bir şeydi dedi.

Önce bu ne demek diye yüce google'a soruyor cevap alamayınca kendi kendisine teşhis koyuyor,  "ya ergenliğe geçişi anlamadı, yada ruh hastası oldu, yada şizofren". Bir taraftan oğlunu sakinleştirirken diğer yandan kimse ile paylaşamadığı için internet başında psikiyatr aramış hani şöyle ilaç olmadan bu ilerlemiş hastalığı !!! tedavi edebilecek cinsden bir doktor ve kendisincede bulmuş. Çoçuk anneye anlatmaya çalışmış "bunun geçmeyeceğini, kendisini hep kadın hissettiğini" falan ama Eda anne kendini suçlayıp nerde yanlış yaptığını çözmeye odaklandığı için çoçuğu sekiz ay o doktor senin bu doktor benim gezdirdikten sonra yolu Çapa Tıp Fakültesinde bu konuda uzman bir Profösere düşüyor. Çeşitli testler yapıldıktan sonra anlaşılıyorki Eda bir transseksüel annesi ve  kabullenme sürecine giriyor.

Oğlunun yatağının kenarında cımbız, yastığının altında törpü buluyor. Kolay değil aniden 16 yaşında kız annesi olmak önce bir makyaj cantası alıp tüm malzemeleri onun içine koyuyor, sonrada pazardan renkli süngerli sütyenler alıyor. Kızına sütyenin nasıl takılacağını, kaşların nasıl alınacağını öğretiyor. Lise ikinci sınıftan kızı alarak açık liseye yazdırıyor. Kızın saçlar bu arada sarıya boyanıyor, tırnaklar uzatılıp boyanıyor.Üniversite hazırlık kursuna gidip tüm hocaları topluyor ve kendisine yardımcı olmasını istiyor. Hocalar anlayışlı yardımcı oluyorlar. Bu arada oğlunun adını Ela olarak değiştiriyor. En kabusuda üniversite sınavına girerken yaşanıyor. Kendi pembe nufüs cüzdanı mavi. Okul kapısında erkek polis mi, kadın polis mi arayacak?

Ailesinden ilk kabul edenlerden emekli asker dede, "aman kızım bu çoçuğun elini sıkı tut, sahip çık" diyor hatta kızın isim değişikliği mahkemesinde şahit oluyor. Ama anneanne bir inat önce,sonra bir bayram Eda kızı ile beraber el öpmeye gidiyor. Kızı "ne giyim anne" dediğinde "en şatafatlı eteğini giy ve  kırmızı ruj sür " diyor, kapıyı anneanne açıyor ve kucaklıyor kızı "hep bir kız torunum olsun isterdim " diyor.

Ela şimdi Üniversite ikinci sınıfta ve hormon tedavisi görüyor. Yakında cinsiyet değiştirme ameliyatı olacak.

Eda anne süreçleri çok zor yaşamış. Listag Aile grubundan ve kendi ailesinden çok destek almış. Evini değiştirmemiş, elalem ne düşünür diye önemsememiş " eve başım dik, kızım kolumda girip çıkıyorum " diyor. Evime sığdıramazsam kızımı dünyaya hiç sığmayacak diyor. Eda'nin dünyası şimdi gökkuşağı.

Bir daha anladımki bu annelerin hakkı galiba zor ödenir.

Bir daha anladımki güçlü kadınların yapamayacağı şey yok bu hayatta.

Önemli olan hayata karşı duruşunuz. Başın dik, kendine güvenle yaşanacaksa yaşanacak bu hayat.......

http://listag.wordpress.com/ Pin It

24 Eylül 2010 Cuma

Günün Sözu

"İnsanlara evrensel anlamda yardımcı olmak istiyorsan onların ne iseler o olmalarına yardım et"

"If you want to help someone in a cosmic sense,help them get on the path to self awareness"

Ausey Pin It

11 Eylül 2010 Cumartesi

Sevgi, Sevgi, Sevgi

Uzun zamandır arkadaşlarımdan, kardeşimden evde besledikleri evcil hayvanlarının hiyakelerini dinliyor ve çok eğleniyordum.

Georgia,Yaramaz,Nazo,Cindy,Pati,Mayra.....

Hani ebeveynler bir araya geldiği zaman çoçuklarının hikayelerini anlatır ya, benim kız şöyle yaptı, benim oğlan böyle yapıyor... onun gibi.

Arkadaşlarım çoçuklarından bahsettiği zaman bir çok konudan haberim , ilgim olmadığından hem anlatılanlara fransız kalıyorum, hem de anne-babaların çoçukları için yaptığı bir cok şeyin aslında gelecek, kaybetme gibi korkulardan kaynaklandığını gözlemler hep içim sıkılır,yüreğim daralır.

Oysa evde besledikleri hayvanları için  hep guzel şeyler anlatıyorlar hal böyle olunca da anlatılan her şeyde sevgiyi hissediyorsun ve coğu çok komik hikayeler, çok eğleniyorsun.

Aşağıda dostum Neslihan Ayanoğlu'nun yazısını sizinle paylaşmak istedim. Ben sadece yaramaz ile tanıştım. Yaramaz lazca konuşabiliyor ve Beşiktaş'lı.


Sizde paylaşmak isterseniz çok sevininirim.....Yazınızı ve resimleri bekliyorum.

Yaramaz ve Nazo


Size biraz Yaramaz ve Nazo’dan bahsetmek istiyorum. Yaramaz hakkında her yerde konuşuyordum ama ilk defa yazıyorum. Bu benim için değişik bir durum.


Yaramaz benim papağanım. Yanda daha bebekken çekilmiş bir fotoğrafı var. Yaramaz ailemize 1999 Mart’ında katıldı. Afrika’daki bir papağan çiftliğinde 1998 Kasım’da yumurtadan çıkmış. Yani o bir Akrep. Evet insanlar gibi evimizde beslediğimiz canlılarında bir burcu var tabii. Yaramaz’ın tam bir Akrep olduğunu söyleyebilirim.

Yaramaz’ın cinsi Jako, yani Gri Afrikan. Jakolarda iki cins oluyor; daha büyük açık gri tüylü ve parlak kırmızı kuyruklu Congo’lar (Türkiye’de daha çok bu cins var) ve daha küçük ebatlı, koyu gri tüylü ve bordo kuyruklu Timneh’ler. Timneh’ler için genelde ikinci sınıf Jako tabiri kullanılıyor nedeni de konuşma yeteneklerinin Congo’lar kadar iyi olmaması. Buna karşılık Timneh’ler insana daha yakınlar ve daha oyun seviyorlar. Yaramaz bir Timneh. Yaramaz’a ne isim vereceğimizi uzun uzun düşünmüştük. O kadar hareketli ve o kadar yaramazdı ki, ben yaramaz deyip durunca ismi bu kaldı.

Kendi isminden nefret ediyor onu söyleyebilirim. Kelimelerin anlamını söyleniş tarzından negative veya pozitif diye mi tanımlıyor, yoksa bizim sesimize kattığımız duyguyu mu yakalıyor bilemeyeceğim ama tüm sözcüklerin anlamını yakalıyor. Ben ona Yaramaz dedikçe o da bana Şişko diyor. İsim konusuna misilleme yapmak için o da bana Şişko adını taktı sanırım. Akrep olduğunu söylemiştim değil mi. Ama ben ona ‘cici kızım’ deyince o da bana ‘cici kuş’ diyor.

Yaramaz artık 12 yaşında. Ve ailemizin bir ferdi. Arkadaşlarım bazen kaç kelime konuşuyor diye soruyorlar, ben de bilmiyorum diyorum. Çünkü papağan duyduğunu tekrarlar cümlesi tamamen yanlış. Papağan duyduğunu uygun yerde tekrarlıyor. Bazen çok alakasız bir zamanda, o ana uygun öyle kelime kullanıyor ki bunu ne zaman ve kimden öğrenmişti acaba diye düşünüyoruz.

Bizimle günlük hayata katılmayı çok seviyor. Mesela ben bilgisayarda çalışırken ekranın üstüne konup merakla beni izlemeyi çok seviyor. Eve biri telefon mu etti. Hemen ciyak ciyak bağırmaya başlıyor. Yanına gitmeli ve falanca aradı, filanca dedi diye bilgi vermelisin. Yoksa gürültüden duramazsın. Annem bazen babaannemin ruhunun Yaramaz’da olduğunu söylüyor. O da hayatta iken aynısını yaparmış. Annem telefonu kapatıp gidip ona haber verirmiş.

Yaramaz ile ilgili 12 yılda çok anı biriktirdik tabii. Çok korkak bir hayvan. Aslında doğada hiç yaşamamış. Ama atalarının genlerinden gelen bir korunma iç güdüsü var. Yabancıların yanında asla konuşmuyor mesela. Korktuğu bir şey olunca yavaş yavaş kafesin köşesine gidiyor ve annemin onu sakinleştirmek için söylediği sözleri tekrarlıyor. ‘korkma annem korkma’ Ama bu arada sesi resmen titriyor.

Sahiplenme duygusu çok gelişmiş. Normalde oturma odası Yaramaz’ın odası. O öyle kabul etti. Onun onayı olmadan odanın şeklini bile değiştiremiyoruz. Bu size şaka gelebilir ama bir kere televizyonu odadan çıkarttık. 2 gün ciyak ciyak bağırdı. Onu susturmak için tekrar yerine getirmek zorunda kaldık.

Ama çok sevimli yönleri de var. Duyguları çok iyi yakalıyor mesela. Bir gün hasta idim ve ateşim çok çıkmıştı. Evde yatıyordum. Yaramaz’ın odasında!!!. Gözümü bir açtım, yastığın üzerinde, burnumun dibinde bir gaga ve üzgün, kaygılı bakan bir çift göz. Uçup yanıma gelmiş ve nasılım diye kaygı ile beni izliyor sessizce.

Ve ailemizin ikinci kızı Nazo. O da kardeşimin Alman Kurdu. Nazo 5 yaşında ve bir Balık. Bebekken yandaki gibi görülse de şu anda görüntüsü devasa ve ürkütücü ama çok sevgi dolu bir köpek. Belki bütün köpekler böyle oluyor bilemeyeceğim. Ben Yaramaz’ın ne kadar kindar ve kafasına buyruk olduğunu görünce, Nazo bana çok uysal görünüyor. Aslında Nazo ve Yaramaz aynı evde yaşamıyor. Ama arada bir biraraya geliyorlar. Tabii önceleri birbirlerini görünce pek tepki vermiyorlardı ama beş senede birbirlerine alıştırlar. Bunun tek nedeni ise ortak düşmanları KEDİLER. Yaramaz kardeşimin bahçesinde bir kedi onu kafesi içinde yemeye çalışana kadar kedilerden korkmuyordu. Ama artık milyonlarca korkusundan biri de kediler. Nazo ise tek bir konuda hassas, yemeği. Bir gün kedilerden biri onun yemek tasına yaklaşma hatasını yaptığından beridir kediler onun da düşmanı. Annem ikisinin arasını yapmak için Yaramaz’a demiş ki, ‘Nazo seni kedilerden koruyor kızım’. Bu cümle ona yetti. Artık Nazo onun kankası.

Ama Yaramaz bir Akrep. Arada zehirini sokmalı tabii. Sonuçta arada Nazo’yu da seviyoruz. Bunun bir cezası olmalı. Nazo’nun zaafını da keşfetmiş, YEMEK. Bazen aynı annemin ses tonu ile Nazo’yu çağırıyor. O da annem onu çağırdı, pencereden yemek verecek diye pencere dibine koşuyor aynı yandaki şekilde. Bekliyor, bekliyor ama annem ortalarda yok. Süklüm püklüm kulübesine gidiyor. Tam o sırada bizimki yine aynı şekilde Nazo’ya sesleniyor. Nazo yine pencere dibinde. Nereden bilsin o ses pencere dibindeki o bit kadar şeyden çıkıyor.

Evde birlikte yaşadığımız canlılar çok şekerler. Cinsleri ne olursa olsun bence hepsinde ortak olan tek muhteşem yön var, sonsuz sevgileri Pin It
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Great! The file uploaded properly. Now click the 'Verify my file' button to complete the process.